HANGİ EĞİTİM METOTLARI GENCE DİNİ SEVDİRİR
HANGİ EĞİTİM METOTLARI GENCE DİNİ SEVDİRİR

 

Eğitim denildiğinde din eğitimi farklı bir kategoriye sokulmayıp tüm diğer eğitim alanlarından bir tanesi olarak anlaşılmaktadır. Bu manada din eğitimi insana hitap eder ve gelişmekte olan tüm eğitim yöntemlerini içselleştirmek zorundadır. Eğitimden genel maksat Konfüçyüs’ün şu gösterdiği hedefler olabilir:

“Eğitimli insanlar baktıklarında berrak görmeyi, dinlediklerinde iyi duymayı, görünüşleri bakımından sıcak olmayı, davranışlarında saygılı olmayı, işlerinde ciddi olmayı, kuşkuya düştüklerinde soruları nasıl soracaklarını, öfkelendiklerinde sorunları, kazancı gördüklerinde adaleti düşünürler.”

Dini eğitimde amaç kamil bir insan yetiştirmektir. Bu dinin peygamberi ise kamil insan modeli olarak yansıtılabilir. Hz. Peygamber sav: “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurmaktadır. Güzel ahlakı edinme eğitiminde yeni yöntemler denemekten sakınmamak gerekir. Din dahi insanın yetişmesinde bir araç konumundadır. Şerif Mardin der ki, “din insanlara çevrelerindeki dünyayı özel gözlüklerle görmeyi sağlayacak kavramsal görüş imkânlarını sağlar.”

Anlam hayata iyimser bakmaya yol açar. İyimserlik ise hayatın ve kainatın bir düzen anlayışıyla kurulduğu bilgisine veya kabulüne dayanır. Amerika’da intihar girişiminde bulunan 60 öğrenci üzerinde bir araştırma yapılmıştır. Öğrencilerin %85’i intihar girişimlerine gerekçe olarak “yaşamın anlamsız gözüktüğünü” ifade etmişlerdir. İşin dikkat edilecek yönü bu gençlerin bitmiş ve silik kişiler olmadıklarıdır.  %93’ünün aktif bir sosyal yaşamları vardır ve hatta akademik halleri oldukça iyi seviyededir.


Konuya geleneksel metotla başlanılmıştır. Aile, nesilden nesile aktarılan pek çok alışkanlığı, kabulü, örf ve âdeti içinde barındıran bir yapıdır. Bu birikime kültür adı da verilmektedir. İnanç da o kültür ve geleneğin parçalarından birisidir. Bu metotla insanlar sorgulamadan aktarıla gelen ve uygulanmakta olan hayat unsurlarını gence aktarır ve gençte taklitle öğrenir. Öğrenilenlerin uygulanması esnasında toplumsal baskıya yer verilir. 

Gence dayatma yöntemiyle bir davranış aşina kılınabilse de m ecbur bırakılma ve zorlanma gençlerin en sevmediği, reaksiyon gösterdiği yöntemlerdir. Olumsuz etki yaparlar ve dinden soğumaya yol açabilirler. “Dışarıdan bir müdahale” onların sevmedikleri ve kavramlaştırdıkları bir tabirdir.

“- Anne diyor ki mesela: Hadi namaza! Baba diyor ki: Hadi namaza! Sonra örneğin bir arkadaş diyor ki: Hadi namaza.” Sonra genç de hadi o zaman namaza, diyebilir. Bu çevresel etki gencin içten ve samimi bulmadığı bir konumda yer almaktadır. Oysa namaz ve diğer ibadetler samimiyet yani ihlas isterler.

Böyle çevre etkisiyle oluşan ibadetlerin samimi bir içerik kazanmaya başlaması hayatın diğer unsurlarının da benzer özellikler taşımasıyla mümkün olur. Örneğin namaz kılması önerilen ve kılındığında övülen bir genç kitap okuması teşvik edilmiyor ve hatta okuduğunda umursanmıyorsa namazı terk edebiliyor. Aile namazı kazanç  okumayı ise kayıp olarak sınıflandırıyor. Somut olan kitap okumanın soyut olan namaz karşısında kalması kaybedilen bir müsabaka olarak tanımlanabilir. Genç tutku ve heyecanını maddi bir alemde yansıtmayı arzu etmektedir. Bu dünyanın elinden alınıp elinde olmayan bir ahret standardına uyulması isteği ona adil görünmeyecektir.


“Namazı kılıyor; aferin”. Kitap okuyacağı zaman ise “okumaya zaman harcayacağına, onun yerine şu kadar ibadet et” denildiğinde genç burada yapılan davranışlardan şüpheleniyor ve sorguluyor. Netice ise güvensizlik ve ibadetlere ilgisizlik şeklinde oluyor. Bu tutumu sergileyen ailesinin kendisini anlamadıklarına inanmaya başlıyor.

Gence dini eğitim sevdirerek verilebilir.  Sevgi, temel bir duygudur. Severek uygulama metodu eğitimi verilecek konuları yaşam biçimi haline getirir. Burada dini ritüeller sevdirilerek kazandırılır. Bu metodun uygulandığı gençlerin aileleri eğitim düzeyleri yüksek ve dini bilinçleri ilerlemiş olmaktadır. Bu konuda Kur’ân-ı Kerim iman ve sevgi birlikteliğine vurgu yapar; “Allah, size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize güzel göstermiştir” (Hûcûrat 7). Bu yöntemde kullanılacak dil güzel olmalıdır. Ruhun huzur bulduğu, aklın ve dinin güzel gördüğü anlamına gelen “kavl-i maruf” (güzel söz) (Nisâ 4/5) ifadeleri kullanılmıştır.

Gence eğitimin korkutarak verilmesi yöntemi ona acziyet ve çaresizlik duygularını yaşatmaktadır. Bu durum eğitim yöntemi olarak pedagojik bulunmamaktadır. İslami anlayışa da aykırıdır. Korkutma aklın dışlanmasını gerektirdiğinden dini ehliyeti yok etmektedir. Böyle yaklaşımların sonucunda gencin dini inancı reddetmesi mümkündür. Böyle bir gencin inanç konusunda git geller yaşayacağı bazen inançsızlığı bazen tekrar inancı yaşayacağı muhtemeldir. İçine düştüğü girdabın onu nereye sürükleyeceğini kestirmek zordur.

Korkutmanın baskınlığı değişik dozlarda olsa da toplum içinde yaygın olabilmektedir. Örneğin: “Ezan okunurken bacak bacak üstüne atma ya da yatma! Çarpılırsın.” Bu uyarıya asi davranarak bacaklarını indirmeyen genç kendisini uyarana adeta şöyle demektedir:  “Bak çarpılmıyorum. Demek ki senin dediğin yanlış; beni yanlış yönlendiriyorsun.”
Veya yapılan uyarıya omzunu silkerek yanıt veren gence:  “Öbür tarafta omzunu yakalayacaklar…” Genç bunların saçma olduğu kanaatine varabilecek ve belki de kendisini uyaranı zekâ seviyesi düşük bir kişi olarak görecektir.

Diğer bir eğitim yöntemi ise kıyaslamak. Kıyas yapılan bir genç değersiz olduğu fikrine kapılacaktır. Kıyas gence uyması gereken kalıplar olduğu fikrini aşılamaktadır. Genç kalıplara girmekten çok özgürleşmeyi hedeflemektedir. Örneğin namaz fikrini aşılamak isteyen bir ebeveyn şunları söylemekten alıkoyamaz kendisini:  “Bak. Ahmet/Ayşe ne güzel namaz kılıyor. Sen neden kılmıyorsun?” Oysa örnek verilen kişi o gence ilham vermemektedir. O mahalle arkadaşının kendisine örnek gösterilmesinden ve böylece eksik bulunmasından hoşlanmayacaktır da.

Diğer bir yöntem ve oldukça tercih edilen yol “kontrollü serbest bırakma” yöntemidir. Genç bağımsız, tutarlı ve yerinde kararlar alabilmek ve onları özgürce uygulamak ister. Bu yöntem bir gence bu özgürlük halini yaşatır en azından deneyimleme yolunu verir. Aile kontrolü elden tam anlamıyla bırakmasa da gencin fiillerine de karışmaz. Genç bu halden pozitif etkilenecektir. Gençle bu tutuma uyarak namaz hakkında sohbet eden bir aile onun bu konuda bir birey olarak defterinin açık olduğu izlenimini vermiştir. Baskı ve korkutma yapmamıştır. Bu yaklaşım, gencin inancı karar verme yoluyla içselleştirmesine yardımcı olmaktadır. Bu durumda namaza başlayan gençler ilerleyen yaşlarında da namazlarına devam etmişlerdir.

Bu yöntem sohbet dışında örneğin ibadet konusunu anlatması sorumluluğu gence verilerek uygulanmaya da konulabilir. O ritüellerin araştırma ve analizi esnasında konuyu içselleştirir ve uygulama etabının kendi dini,  bireysel ve sosyal bir eylemi olduğunu anlar. Gence onun sosyal sistemin bir üyesi olduğu fikir ve güveni verilebilir. Bu halin aşılanması onun bazı aktif görevlere davet edilmesiyle mümkün olabilir. Örneğin camiye giderken kapıyı tutması, yaşı müsaitse arabayı kullanmakta yardım etmesi, veya sadaka dağıtımında gidilecek evin tespit edilmesi ve yolunu bulmakta yardım görevi gibi.

Diğer bir dini eğitim yöntemi ise rol model oluşturulmasıdır. Rol model oluşturma yönteminde telkin etme yolu denenir. Ben namaz kılarak Allah’a yakınlaşıyorum gibi. Bu yolla genç baskılanmaz veya kıyasa dolayısıyla kalıba sokulmaz. Ona tercih etme şansı verilir.

Genç etrafını dikkatle takip eder ve ilgi duyduğu tutum, davranış, eylem, söylem veya alışkanlıkları içinde biriktirir. Sevdiği insanların o davranışa sahip olması onu kendisinin de sahiplenmesinde etkendir. Bu konuda birinci sırada gelmesi ilk akla gelenler ebeveynlerdir. Anne babanın gence tutarlı ve adil yaklaşımları gencin onlara güvenini daimi kılacaktır. Bu durumda aile içi hoş sohbetlerin, soru cevapların etkisi büyük olacaktır. Ailenin söz ve eylemlerinin çelişkilerden uzaklaşmış olması genci etkileyecektir. Genç anlam verme eşiğinde bulunmaktadır ve manaları kavraması olaylara olan ilgi ve sıcaklığını artıracaktır. İnanç ve din de bu hallerden uzak değildir.

Bu konunun en fazla görülen örnek sigara kullanımında yaşanmaktadır. Sürekli sigara içen babanın gence sigara uyarısı yapması tutarsız kalacaktır.

Tutarsızlıkların daha geniş ölçekte görüldüğü kısım eğitim kurumları olabilir. Tutarsızlıklar muhtemel bir din-bilim çatışması halini alabilen ve hem kitaplardan hem arkadaşlardan ve hem de ön yargılarla davranan öğretmenlerden kaynaklanabilir. Bazı eğitim veren okullarda dinin varlığı top­tan inkar edilebilir. Bu durumda gencin dini eğitimi şahsi dikkatiyle ancak toparlanabilecektir. Genç kendi pozisyonunu sorgulayacak ve çıkış yolu arayacaktır.

Genç sevdiği ve etkisi altında kaldığı öğretmenlerinin davranışlarıyla kendi davranışlarını özdeşleştirerek onlar gibi davranmaya çaba gösterebilir. Gencin sevgisini ve güvenini kazanan öğretmenin, din hakkındaki tu­tumları da etkileyici olmaktadır. Din aleyhine tutum alan bir öğretmen karşısında gencin hemen acziyete düşeceği var sayılmamalıdır. Dini eğitimi ileri seviyede olan bir gencin inancından bir öğretmen dolaysıyla hemen soğumayacağı açıktır.

Ödül ve Ceza yöntemi olumlu bir yol olarak görülmemektedir. Avrupa ‘ya dayanan bu yöntemde temel çıkış kaynağı Hıristiyanlık dini kültürüdür. İnsanı temelde günahkar ve sapık gören yapı aynı zamanda Darvinci bir yaklaşımla hayvandan evrimleştiğini kabul ettiğinden koşullandırarak eğitmeyi ön görmektedir. İlaveten Freudçu anlayışın psikolojiyle alakalı her konuyu dürtülere bağlayan görüşü de bu mekanizmada işletilmektedir. Avrupa’dan gelen ve kabul gören ödül ve ceza yöntemi eğitmek yerine koşullandırmaya yol açmaktadır. İleride ise yetişkinlerin aklında dini inanç hakkında dogmalar oluşmaktadır. Oysa İslam sorgulamayı kabul eder; sorgusuz kabulü yetkin bir iman hali olarak görmez. Bu yöntem Pavlov’un köpekleri deneyinde bulunan koşullandırmayı içermektedir. Ceza mükafat yöntemi yine Avrupa’ya ait hikayelerde görülür. Örneğin yalan söyleyince burnun uzaması motifi de benzer içeriktedir. Genci koşullandırırken yalana dayanan ifadeler öne sürer.

Anne babaların namaz kıldıkça çocuğuna kartlar vermesi veya şeker vermesi şeklinde ki mükafatlar da yine bu sistemin parçasıdır. İçeriğinde koşullanma bulunur. İleri de her yapılan davranışa şeker bekleyen bir insan hali geliştirilmektedir. Bu durumda yetişen bir genç ailenin kuklası durumuna gelmektedir. Ailenin kuklası olan bir insanın başkalarının da kuklası olduğu görülecektir. Diğer bir sakınca ise gencin kıymet dünyasında değersizlik düşüncesinin oluşmasıdır. Sonsuz ahret hayatı yerine dünya hayatı inancı ve sevgisi baskın olmaktadır.

Bu durum gencin hayatını dünyaya bağlayan bir anlam daralmasına yol açmaktadır. Anne babaların çocuklarına kazandırmak istedikleri ibadet alışkanlığını maddi mükafatla sistemleştirmeleri başka hangi yoldan eğitim vermeyi bilmediklerine bağlıdır. İslam’da ceza-mükafat yerine çekirdeğin çatlaması/tomurcuğun açılması ilkelerine göre davranılır yani İslam fıtratına uygun bir tavır geliştirilmelidir. Yaşı geldiğinde gençler ibadetlere ısınabiliyor, önemli olan o serbestliğin bırakılmasıdır. İnsanların fıtratında inanmak vardır, zamanı gelince tomurcuk patlayacaktır.

Gencin zihninde bir denklem oluşturacak benzetmeli anlatımlar yapılmalı ve böylece onun düşünmesi için zemin hazırlanmalıdır. Örneğin konuyu izah ederken “diyelim ki bir elbise diktirdin, o elbiseyi giymezsen ne olur? İşte ibadet imandan sonra giyilen bir elbisedir.” “Diyelim ki bir meyve ağacı diktin, o ağaca suyunu vermez, zamanı gelince budamaz veya aşısı lazım olduğunda aşılamazsan ne olur? Bu durumda ağaç büyümez ve meyve vermez. Biz o meyveleri alamayız.” Hz. Peygamber de demişti ki: “Kapınızın önünden akan bir derede günde beş defa yıkansanız ne olurdu?” sorusu ile şu ilham verici cevabı önermişti: “İşte namaz da benzer şekilde insanı temizler.”

 

Hz. Ali diyor ki, çocuklarınızla 7 yaşına kadar oyun oynayın; 12 yaşına kadar arkadaşlık edin 12 yaşından sonra ise meşveret edin yani istişare halinde kalın. Anne babalar çocuklarıyla istişareye önem vermiyorlar. Oysa genç kendisiyle istişare eden anne babası sayesinde değerli olduğunu düşünür. Babanın gence evin dizaynı ve düzeni konusunda görüşünü alıp uygulamada da ihtimam göstermesi gencin babanın önemsediği ibadet konularını önemsemesine yol açacaktır. Bunun sonucunda kendisini dini toplumsal rollerde de ahlaki sorumluk sahibi olarak görecektir.

Sevdirmek/sevindirmek-nefret ettirmemek& zorlaştırmayın kolaylaştırın ilkelerine dayalı olarak gencin iman ve ibadet irtibatı kurulmalıdır. Hadis olarak kayıtlarda bulunan “çocuğa 7 yaşından itibaren namazı emredin” sözü öncelikle zayıf bir hadistir. Ayrıca İslam alimleri demişlerdir ki, Hz. Peygamber’in diğer uygulamaları bu hadisi destekler nitelikte değildir.

Anne babanın iman ibadet konusunda baskı uygulayan ve zorlayan davranışları gencin fıtratına aykırıdır. “Hadi git namazı kıl” baskısı geri tepmektedir.  Gencin fıtratı dikteyi kabul etmez. İnanç-ibadet konusunda verilen emir çatışma riskini yükseltmektedir. Diğer odaya giden genç namazını yine de kılmayacaktır. Benzer tepkilerle davranan genç ileride anne baba olduğu zaman aynı davranışı kendi çocuğuna göstermektedir. Yeni anne baba olanlar da gence nasıl davranacağını ve doğru yolun ne olduğunu bilmemektedir. Oysa daha önce kendisi gördüğü baskıdan nefret etmiş ve ibadetten soğumuştu. Yetişkinlik zamanına geldiğinde ise kendi çocuğuna aynı şeyi yapmaktadır. Namaz konusunda baskı gördüğü halde namaza yaklaşmayan kişi düşündüğünde görecektir ki kendisi dini terk etmemiştir; din hassasiyetini koruyordur. Buradan çıkarılan o ki, ibadeti sevdirecek güzel sohbetlere devam etmek yeterli olabilirdi. Sonuçta çocuk fıtraten anne babasına sadık kalacaktır ve onlar gibi olmak isteyecektir.

Bu konuda sadece Allah ne der? Sorusunu gencin düşünmesi değil aynı zamanda ebeveynin de Peygamber olsaydı ne yapardı? Şeklinde düşünmesi gerekmektedir. Alternatif düşünceler ve kelimelerle gençle hoş sohbet edilmeli hayatın diğer sosyal konularında beraberlik artırılmalı dini davranışları kendi isteğiyle yapmasına “duacı” olmalıdır.

Baskıyla olunca genç anne babanın olmadığı yerde namazı terk edecektir veya kız anne babanın görmediği yerde başını açacaktır. Sorgulayan, düşünen ve neticede inanan bir insan yetiştirilmelidir. Araştırmanın sonucunda oluşan kanaat düzeyine göre inancı aktif yaşamayı öneren bir anne baba olmak gerekir. Çocuğun aklı gözündedir öyleyse bu konuda iyi bir örnek olmak ve araştırmaya teşvik ederek iman-ibadet bağının keşfedilmesine model oluşturmak gereklidir.

Takdir ve sevgi ifadeleri ile yapılan manevi ödüllendirmeler din eğitiminde çocuğun başarı ve motivasyonunu arttırmaktadır. Bu yönteme alternatif olarak tedrici eğitim anlayışı verilmelidir. Tedrici eğitimdeki temel hareket noktası kolaydan başlayıp zora doğru ilerlemektir. Somuttan başlayıp soyuta; bilinenlerden hareketle bilinmeyenlere gitmektir. Her soyutun günlük hayata bağlanabilecek bir hikmeti bulunmalıdır. Örneğin kitap okumak ve ardından ibadet etmek, aynı takdiri hak eder. Namaz kılmak ve temizlenmek birbirine bağlanabilir. Araştırma yapmak ardından muhtaçlara yardım etmek, muhtaçlık durumunun ne olduğunu anlatabilir.

Ayrıca bilimde, sporda, sanatta, siyasette başarılı inançlı insanlar araştırılıp örneklendirilmelidir. Gence başarılı meslek sahipleriyle, yazarlarla ve akademik alanda ilerleyen inançlı genç yetişkinlerle tanışma fırsatı verilebilir. Model insan bulunması gence inançlı bir insan olarak dünyada yapılacak daha işler olduğunu ilham edecektir. Verilecek örnek şahısların son dönem şahsiyetleri olması model alınmaları açısından avantajlıdır. Tarihi dönemde ise dini ilimlerden ziyade fenni ilimlerde çığır açmış kişilerin modellenmesi etkili olacaktır.

 

YAHYA BAL